980
Zâika Telgrafçıdır, Telziz ile Baştan Çıkarma
Rubûbiyet‑i İlâh, hikmet ve inâyeti, ağızla hem burunla iki merkezi teşkil eylemiştir; içinde hudud karakolu, hem
muhbirleri de koymuş. Şu âlem‑i sağîrde damarları telefon, a'sâbları telgraf hükmüne vaz'eylemiş. Şâmme telefonu, hem
telgrafa zâika inâyet memur etmiş. O Rezzâk‑ı Hakîki, erzâk üstüne koymuş rahmetten bir ta'rife; ta'm ve levn ve hem
râyiha. İşte şu havâss‑ı selâse, O Rezzâk cânibinden birer ilânnâmesi, birer dâvetnâmesi, bir izinnâmesi, hem
bir dellâldır ki muhtaç ve müşteriler hep onlarla celb olur. Mürtezık hayvanlara zevk ve rü'yet ve şemm, birer âlet vermiş. Hem
taamları muhtelif zînetlerle süsletmiş; hevâî gönülleri avutup, lâkaydları tehyîc ile cezbetmiş. Vaktâ, taam girse hem
ağıza, birdenbire zâika her tarafa bir telgraf çekiyor bedenin aktârına. Şâmme telefon veriyor, gelen taam nev'i, hem
çeşitleri de söyler. Hâcetleri muhtelif, ayrı ayrı mürtezık, ona göre davranır, ona da hazırlanır ya cevab‑ı red gelir, hem
kapı dışarı atar, yüzüne de tükürür. İnâyet tarafından mâdem buna memurdur; zevki baştan çıkarma! Hem
telziz ile aldatma, sonra o da unutur; doğru iştihâ nedir? Bir iştihâ‑yı kâzib gelir, başına çatar. Hatâsı, maraz ile hem
illetlerle cezalar gelir. Hakîki lezzet hakîki iştihâdan çıkar, doğru iştihâ sâdık bir ihtiyaçtan. Bu lezzet‑i kâfîde şah, hem
gedâ beraber, hem bâhemdir bir dinar ve bir dirhem. O lezzet berhem‑zened, eleme olur merhem.