82
Onuncu SözHaşir Bahsi
İhtar: Şu risalelerde teşbih ve temsîlleri, hikâyeler sûretinde yazdığımın sebebi; hem teshîl, hem hakàik‑ı İslâmiye ne kadar ma'kul, mütenâsib, muhkem, mütesânid olduğunu göstermektir. Hikâyelerin mânâları, sonlarındaki hakikatlerdir. Kinâiyât kabîlinden yalnız onlara delâlet ederler. Demek hayâlî hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir.
﷽
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Birader, Haşir ve Âhiret’i basit ve avâm lisânıyla ve vâzıh bir tarzda beyânını ister isen, öyle ise şu temsîlî hikâyeciğe nefsimle beraber bak, dinle.
Bir zaman iki adam, cennet gibi güzel bir memlekete (şu dünyaya işârettir) gidiyorlar. Bakarlar ki; herkes ev, hâne, dükkân kapılarını açık bırakıp muhâfazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para, meydânda sâhibsiz kalır. O adamlardan birisi, her istediği şeye elini uzatıp ya çalıyor, ya gasbediyor. Hevesine tebaiyet edip her nev'i zulmü, sefâheti irtikâb ediyor. Ahâli de ona çok ilişmiyorlar.
83
Diğer arkadaşı ona dedi ki:
“Ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin; beni de belâya sokacaksın. Bu mallar mîrî malıdır. Bu ahâli çoluk‑çocuğuyla asker olmuşlar veya memur olmuşlar. Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Onun için sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizam şedîddir. Pâdişah’ın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, dehàlet et.” dedi.
Fakat, o sersem inâd edip dedi:
“Yok mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sâhibsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi men'edecek hiçbir sebeb görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım.” dedi. Hem feylesofâne çok safsatiyâtı söyledi.
İkisi arasında ciddi bir münâzara başladı. Evvelâ o sersem dedi:
“Pâdişah kimdir? Tanımam‥”
Sonra arkadaşı ona cevaben: “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sâhibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki; nihâyet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur? Ve bu kadar çok servet ki, her saatte bir şimendifer gâibden gelir gibi kıymetdâr, musanna' mallarla dolu gelir. Burada dökülüyor, gidiyor. Nasıl sâhibsiz olur? Ve her yerde görünen ilânnâmeler ve beyânnâmeler ve her mal üstünde görünen tuğrâ ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir? Sen anlaşılıyor ki, bir parça frengî okumuşsun. Bu İslâm yazılarını okuyamıyorsun. Hem de bilenden sormuyorsun. İşte gel, en büyük fermânı sana okuyacağım.”
O sersem döndü, dedi:
“Haydi Pâdişah var; fakat benim cüz'î istifadem O’na ne zarar verebilir. Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis‑mapis yoktur; ceza görünmüyor.”
Arkadaşı ona cevaben dedi:
“Yâhû, şu görünen memleket bir manevra meydânıdır. Hem sanâyi‑i garîbe-i sultaniyenin meşheridir. Hem muvakkat, temelsiz misâfirhâneleridir. Görmüyor musun ki, her gün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Dâima dolar boşanır. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek. Bu ahâli başka ve dâimî bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukâbil ya ceza, ya mükâfât görecek.” dedi.
Yine o hâin sersem, temerrüd edip: “İnanmam. Hiç mümkün müdür ki, bu memleket harâb edilsin. Başka bir memlekete göç etsin.” dedi.
84
Bunun üzerine emin arkadaşı dedi:
“Mâdem bu derece inâd ve temerrüd edersin. Gel, had ve hesabı olmayan delâil içinde “Oniki Sûret” ile sana göstereceğim ki: Bir Mahkeme‑i Kübrâ var, bir dâr-ı mükâfât ve ihsân ve bir dâr-ı mücâzât ve zindân var ve bu memleket her gün bir derece boşandığı gibi, bir gün gelir ki, bütün bütün boşanıp harâb edilecek.”