167

Zeylin Üçüncü Parçası

Haşir Münâsebetiyle Bir Suâl:
Kur'ân’da mükerreren اِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً hem وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ fermânları gösteriyor ki; Haşr‑i A'zam bir ânda zamansız vücûda geliyor. Dar akıl ise, bu hadsiz derece hàrika ve emsâlsiz olan mes'eleyi iz'ân ile kabûl etmesine medâr olacak meşhûd bir misâl ister?
Elcevab: Haşir’de, rûhların cesedlere gelmesi var. Hem, cesedlerin ihyâsı var. Hem, cesedlerin inşâsı var. “Üç Mes'ele”dir.
Birinci Mes'ele: Rûhların cesedlerine gelmesine misâl ise: Gayet muntazam bir ordunun efrâdı, istirahat için her tarafa dağılmış iken, yüksek sadâlı bir boru sesiyle toplanmalarıdır. Evet, İsrâfil’in borusu olan “Sûr”u, ordunun borazanından geri olmadığı gibi, ebedler tarafında ve zerreler âleminde iken Ezel cânibinden gelen اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ hitâbını işiten ve قَالُوا بَلٰى ile cevab veren ervâhlar, elbette ordunun neferâtından binler derece daha musahhar ve muntazam ve mutî'dirler. Hem, değil yalnız rûhlar, belki bütün zerreler dahi, bir ordu‑yu Sübhânî ve emirber neferleri olduğunu kat'î bürhânlarla “Otuzuncu Söz” isbât etmiş.
168
İkinci Mes'ele: Cesedlerin ihyâsına misâl ise: Çok büyük bir şehirde, şenlik bir gecede, bir tek merkezden, yüzbin elektrik lambaları, âdeta zamansız, bir ânda canlanmaları ve ışıklanmaları gibi, bütün küre‑i arz yüzünde dahi, bir tek merkezden yüz milyon lambalara nur vermek mümkündür. Mâdem, Cenâb-ı Hakk’ın elektrik gibi bir mahlûku ve bir misâfirhânesinde bir hizmetkârı ve bir mumdârı, Hàlık’ından aldığı terbiye ve intizam dersiyle bu keyfiyete mazhar oluyor; elbette, elektrik gibi binler nurânî hizmetkârlarının temsîl ettikleri Hikmet-i İlâhiye’nin muntazam kanunları dâiresinde Haşr-i A'zam tarfetü'l-aynda vücûda gelebilir.
Üçüncü Mes'ele Ki: Ecsâdın def'aten inşâsının misâli ise: Bahar mevsiminde birkaç gün zarfında nev'‑i beşerin umumundan bin derece ziyâde olan umum ağaçların bütün yaprakları, evvelki baharın aynı gibi, birden mükemmel bir sûrette inşâları ve yine umum ağaçların umum çiçekleri ve meyveleri ve yaprakları, geçmiş baharın mahsulâtı gibi, berk gibi bir sür'atle icâdları; Hem o baharın mebde'leri olan hadsiz tohumcukların, çekirdeklerin, köklerin, birden beraber intibâhları ve inkişafları ve ihyâları; Hem kemiklerden ibaret olarak ayakta duran emvât gibi bütün ağaçların cenazeleri, bir emir ile def'aten “Ba'sü ba'de'l‑mevt”e mazhariyetleri ve neşirleri; Hem küçücük hayvan tâifelerinin hadsiz efrâdlarının gayet derecede san'atlı bir sûrette ihyâları; Hem bilhassa sinekler kabilelerinin haşirleri ve bilhassa dâima yüzünü, gözünü, kanadını temizlemekle bize abdesti ve nezâfeti ihtar eden ve yüzümüzü okşayan gözüm önündeki kabilenin bir senede neşrolan efrâdı, benî Âdem’in, Âdem zamanından beri gelen umum efrâdından fazla olduğu hâlde, her baharda sâir kabileler ile beraber birkaç gün zarfında inşâları ve ihyâları, haşirleri; elbette kıyâmette ecsâd‑ı insaniyenin inşâsına bir misâl değil, belki binler misâldirler.
169
Evet, dünya dâru'l‑hikmet ve Âhiret dâru'l-kudret olduğundan; dünyada Hakîm, Mürettib, Müdebbir, Mürebbî gibi çok isimlerin iktizasıyla, dünyada icâd-ı eşya bir derece tedrîcî ve zaman ile olması; Hikmet-i Rabbâniye’nin muktezâsı olmuş. Âhiret’te ise; hikmetten ziyâde kudret ve rahmetin tezâhürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan birden eşya inşâ ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, Âhiret’te bir ânda, bir lemhada inşâsına işâreten Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân: وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ fermân eder.
Eğer, Haşr’in gelmesini, gelecek baharın gelmesi gibi, kat'î bir sûrette anlamak istersen; Haşr’e dair “Onuncu Söz” ile “Yirmidokuzuncu Söz”e dikkat ile bak, gör. Eğer baharın gelmesi gibi inanmaz isen, gel parmağını gözüme sok!‥
Dördüncü Mes'ele olan mevt‑i dünya ve kıyâmet kopması ise: Bir ânda bir seyyâre veya bir kuyruklu yıldızın emr‑i Rabbânî ile küremize, misâfirhânemize çarpması; bu hânemizi harâb edebilir. On senede yapılan bir sarayın, bir dakikada harâb olması gibi…