175

Zeylin Beşinci Parçası

Evet, nass‑ı Hadîs ile nev'-i beşerin en mümtâz şahsiyetleri olan yüzyirmidört bin enbiyânın icmâ ve tevâtür ile, kısmen şühûda ve kısmen hakkalyakìne istinâden, müttefikan âhiretin vücûdundan ve insanların oraya sevk edileceğinden ve bu kâinât Hàlık’ının kat'î va'd ettiği âhireti getireceğinden haber verdikleri gibi; ve onların verdikleri haberi keşif ve şühûd ile ilmelyakìn sûretinde tasdik eden yüzyirmidört milyon evliyânın o âhiretin vücûduna şehâdetleriyle; ve bu kâinâtın Sâni'-i Hakîm’inin bütün esmâsı bu dünyada gösterdikleri cilveleriyle bir âlem-i bekàyı bilbedâhe iktiza ettiklerinden, yine âhiretin vücûduna delâletiyle; ve her sene baharda rû-yi zeminde ayakta duran had ve hesaba gelmez ölmüş ağaçların cenazelerini emr-i كُنْ فَيَكُونُ ile ihyâ edip بَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ’e mazhar eden ve haşir ve neşrin yüz binler nümûnesi olarak nebâtât tâifelerinden ve hayvanat milletlerinden üçyüz bin nev'ileri haşr ve neşreden hadsiz bir kudret‑i ezeliye ve hesabsız ve isrâfsız bir hikmet-i ebediye; ve rızka muhtaç bütün zîrûhları kemâl-i şefkatle gayet hàrika bir tarzda iâşe ettiren ve her baharda az bir zamanda had ve hesaba gelmez envâ'-ı zînet ve mehâsini gösteren bir rahmet-i bâkiye ve bir inâyet-i dâime, bilbedâhe âhiretin vücûdunu istilzam ile; ve şu kâinâtın en mükemmel meyvesi ve Hàlık-ı Kâinâtın en sevdiği masnû'u ve kâinâtın mevcûdâtıyla en ziyâde alâkadar olan insandaki şedîd, sarsılmaz, dâimî olan “aşk-ı bekà” ve “şevk-i ebediyet” ve “âmâl-i sermediyet” bilbedâhe işâreti ve delâletiyle, bu âlem-i fânîden sonra bir âlem-i bâkî ve bir dâr-ı âhiret ve bir dâr-ı saâdet bulunduğunu o derece kat'î bir sûrette isbât ederler ki; dünyanın vücûdu kadar, bilbedâhe âhiretin vücûdunu kabûl etmeyi istilzam ederler.
176
Mâdem Kur'ân‑ı Hakîm’in bize verdiği en mühim bir ders; îmân-ı bil'âhirettir ve o îmân da, bu derece kuvvetlidir ve o îmânda öyle bir ricâ ve bir tesellî var ki; yüzbin ihtiyarlık bir tek şahsa gelse, bu îmândan gelen tesellî, mukâbil gelebilir. Biz ihtiyarlar اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى كَمَالِ الْا۪يمَانِ deyip ihtiyarlığımıza sevinmeliyiz…