İcâd ve Cem'‑i Ezdâdda Büyük Bir Hikmet Var. Kudret Elinde Şems ve Zerre Birdir

Ey birader‑i kalb-hüşyâr! Ezdâdın cem'indendir tecellî-i iktidar; lezzet içinde elem, hayrın içinde şerri,
hüsnün içinde kubhu, nef'in içinde dârrı, ni'met içinde nıkmet, nurun içinde nârı, bilir misin ki sırrı!.
Hakàik‑ı nisbiye, sübût takarrur etsin, bir şeyde çok şey olsun, bulsun vücûd, görünsün. Sür'at-i hareketle bir nokta bir hat olur.
Çevirmenin sür'ati yapar bir lem'a‑i nur, dâire-i nurânî. Hakàik-ı nisbiye vazifesi, dünyada dâneler sünbül olur.
Kâinâtın çamuru, revâbıt‑ı nizâmı; alâik-ı nakşını odur teşkil ediyor. Âhiret’te bu nisbî emirler orada hakàik olur.
Harârette merâtib, ona olmuştur sebeb, tahallül‑ü bürûdet. Hüsündeki derecât kubhun tedâhülüdür; sebeb, illet oluyor.
977
Ziyâ zulmete borçlu, lezzet eleme medyûn; sıhhat, marazsız olmaz. Cennet olmazsa belki Cehennem tâzib etmez. Zemherirsiz olmuyor.
Ger zemherir olmazsa, o da ihrâk edemez. O Hallâk‑ı Lemyezel, halk-ı ezdâd içinde hikmetini gösterdi. Haşmeti etti zuhûr.
O Kadîr‑i Lâyezâl, cem'-i ezdâd içinde iktidarı gösterdi. Azamet etti zuhûr. Mâdem o Kudret-i İlâhî lâzime-i Zâtî olur.
O Zât‑ı Ezelî’ye, hem zarûre-i nâşie, O’nda zıddı olamaz, acz tahallül edemez, O’nda merâtib olamaz, herşeye nisbeti bir; hiçbir şey ağır olmuyor.
O kudretin ziyâsına Güneş mişkât olmuştur. Bu mişkâtın nuruna deniz yüzü âyine, şebnemlerin gözleri birer mir'ât olmuştur.
Denizin geniş yüzü, gösterdiği güneşi, çîn‑i cebînindeki katreler de gösterir, şebnemin küçük gözü yıldız gibi parlıyor.
Ayn‑ı hüviyet tutar; şebnem, deniz bir olur güneşin nazarında, kudreti tanzîr eder. Şebnemin gözbebeği küçücük bir güneştir.
Şu muhteşem güneş de küçücük bir şebnemdir; gözbebeği bir nurdur ki Şems‑i Kudretten gelir, o kudrete kamer olur.
Semâvât bir denizdir; bir Nefes‑i Rahmân’la çîn-i cebînlerinde mevcelenip, katarât – ki nücûm ve hem şümûstur –
Kudret tecellî etti, o katarâta serpti nurânî lemeâtı. Herbir güneş bir katre, herbir yıldız bir şebnem, herbir lem'a timsâldir.
O feyz‑i tecellînin küçücük bir aksidir o katre-misâl güneş. Eder mücellâ camını o lümey'a zücâce dürri-misâl parlıyor.
O şebnem‑misâl yıldız latîf gözü içinde, bir yer yapar lem'aya, lem'a olur bir sirâc, gözü olur zücâce, misbâhı nurlanıyor.