978
Meziyetin Varsa Hafâ Türâbında Kalsın; Tâ Neşv Ü Nemâ Bulsun
Ey zîhassa‑i meşhûre! Taayyünle zulmetme, ger perde-i hafânın altında sen kalırsan, ihvânına verirsin ihsân ve bereketi.
Herbir ihvânın altında sen çıkması, hem de o sen olması imkân ve ihtimali, herbirine celbeder bir nazar‑ı hürmeti.
Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükerrem iken altında; üstünde zâlim olursun. Güneş iken orada; burada gölge edersin.
İhvânını düşürttürüp hem nazar‑ı hürmetten. Demek taayyün ve teşahhus, zâlim birer emirdir, sahîh doğru böyle ise, hem de böyle görürsün.
Nerede kaldı yalancı tasannu' ve riyâ ile kesb‑i teşahhus-u şöhret? İşte bir sırr-ı azîm ki Hikmet-i İlâhî, hem o nizâm-ı ahsen.
Bir ferd‑i fevkalâde, kendi nev'i içinde setr ile perde çeker, bununla kıymet verdirir, hem de eder müstahsen.
İşte sana misâli: İnsan içinde velî, ömür içinde ecel, olmuş mechûl ve mühmel. Cuma’da müstetirdir bir saat, kabûl olur duâ edersen.
Ramazan’da münteşir bir leyle‑i zûkadir, Esmâü'l-Hüsnâ’da muzmer; İksîr-i İsm-i A'zam. Bu misâllerin haşmeti, hem de o sırr-ı hasen.
İbhamda izhâr eder, ihfada isbât eder. Meselâ: Ecelin ibhamında bir muvâzene vardır; her dakikada tutar ne vaziyet alırsan.
Kefeteyn‑i havf ü recâ, hizmet-i ukbâ, dünya; tevehhüm-ü bekàî, lezzet-i ömrü verir. Yirmi sene mübhem bir ömür olsa, ahsen
979
nihâyeti muayyen bin senelik bir ömre; zîra nısfı geçerse, her saati geldikçe güyâ adım atarak dar ağacına gidersin.
Şey'en şey'en üzülmek, vehm de tesellî vermez, sen de rahat etmezsin…