943

İfâde‑i Merâm

Ey kàri'! Peşinen bunu itiraf ederim ki; san'at‑ı hat ve nazımda isti'dâdımdan çok müştekîyim. Hattâ şimdi ismimi de düzgün yazamıyorum. Nazm u vezin ise; ömrümde bir fıkra yapamamıştım. Birdenbire zihnime, nazma musırrâne bir arzu geldi. Sahâbelerin gazevâtına dair Kürtçe: قَوْلِ نَوَالَاس۪يسَبَانْ nâmında bir destan vardı. Onun ilâhi tarzındaki tabîi nazmına rûhum hoşlanıyordu. Ben de kendime mahsûs onun tarz‑ı nazmını ihtiyar ettim. Nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat vezin için kat'iyyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hâtıra getirmeden, zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem nesren olarak bakmalı, tâ mânâ anlaşılsın. Her kıt'ada ittisal-i mânâ vardır. Kafiyede tevakkuf edilmesin. Külâh püskülsüz olur, vezin de kafiyesiz olur, nazım da kaidesiz olur. Zannımca lafz ve nazım, san'atça câzibedâr olsa, nazarı kendiyle meşgul eder. Nazarı mânâdan çevirmemek için perîşan olması daha iyidir.
Şu eserimde üstadım; Kur'ân’dır. Kitabım; hayattır. Muhâtabım; yine benim. Sen ise ey kàri'! Müstemi'sin. Müstemi'in tenkide hakkı yoktur; beğendiğini alır, beğenmediğine ilişmez. Şu eserim, bu mübârek Ramazan’ın feyzi olduğundan, ümîd ederim ki; İnşâallâh din kardeşimin kalbine te'sir eder de, lisânı bana bir duâ‑yı mağfiret bahşeder veya bir Fâtiha okur.