901
Onuncu Pencere
وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَ ❋ وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَٓائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ ❋ وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا
Şu kâinâttaki mevcûdâtın birbirine teâvünü, tecâvübü, tesânüdü gösterir ki: Umum mahlûkat, bir tek Mürebbî’nin terbiyesindedirler. Bir tek Müdebbir’in idaresindedirler. Bir tek Mutasarrıf’ın taht‑ı tasarrufundadırlar. Bir tek Seyyid’in hizmetkârlarıdırlar.
Çünkü; zemindeki zîhayatlara levâzımat‑ı hayatiyeyi emr-i Rabbânî ile pişiren Güneş’ten ve takvimcilik eden Kamer’den tut; tâ ziyâ, hava, mâ, gıdânın zîhayatların imdâdına koşmalarına ve nebâtâtın dahi hayvanatın imdâdına koşmalarına ve hayvanat dahi insanların imdâdına koşmalarına; hattâ a'zâ-yı bedenin birbirinin muâvenetine koşmalarına ve hattâ gıdâ zerrâtının hüceyrât-ı bedeniyenin imdâdına koşmalarına kadar cârî olan bir düstur-u teâvün ile, câmid ve şuûrsuz olan o mevcûdât-ı müteâvine; bir kanun-u kerem, bir nâmus-u şefkat, bir düstur-u rahmet altında gayet hakîmâne, kerîmâne birbirine yardım etmek, birbirinin sadâ-yı hâcetine cevab vermek, birbirini takviye etmek; elbette bilbedâhe bir tek, yektâ, Vâhid-i Ehad, Ferd-i Samed, Kadîr-i Mutlak, Alîm-i Mutlak, Rahîm-i Mutlak, Kerîm-i Mutlak bir Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un hizmetkârları ve memurları ve masnû'ları olduklarını gösterir.
902
İşte ey bîçâre müflis felsefî! Bu muazzam pencereye ne diyorsun? Senin tesâdüfün buna karışabilir mi?‥