900

Dokuzuncu Pencere

Kâinâttaki ibâdât‑ı umumiye, bilbedâhe bir Ma'bûd-u Mutlak’ı gösteriyor. Evet, âlem-i ervâha ve bâtına giden ve rûhâni ve meleklerle görüşen zâtların şehâdetleriyle sâbit olan: Umum rûhâni ve melâikelerin kemâl-i imtisal ile ubûdiyetleri‥ ve bilmüşâhede, bütün zîhayatların kemâl-i intizamla ubûdiyetkârâne vazifeler görmeleri‥ ve bilmüşâhede, anâsır gibi bütün cemâdâtın kemâl-i itâatle ubûdiyetkârâne hizmetleri, bir Ma'bûd-u Bilhakk’ın vücûb-u vücûdunu ve vahdetini gösterdiği gibi..
Herbir tâifesi icmâ ve tevâtür kuvvetini taşıyan bütün âriflerin hakikatli mârifetleri‥ bütün şâkirler tâifesinin semeredâr şükürleri‥ ve bütün zâkirlerin feyizli zikirleri‥ ve bütün hâmidlerin ni'met arttıran hamdleri‥ ve bütün muvahhidlerin bürhânlı tevhidleri ve tavsifleri‥ ve bütün muhiblerin hakîki muhabbet ve aşkları‥ ve bütün mürîdlerin sâdık irâde ve rağbetleri‥ ve bütün münîblerin ciddi taleb ve inâbeleri, yine Mâruf, Mezkûr, Meşkûr, Mahmûd, Vâhid, Mahbûb, Merğûb, Maksûd olan O Ma'bûd‑u Ezelî’nin vücûb-u vücûdunu ve kemâl-i Rubûbiyet’ini ve vahdetini gösterdiği gibi..
Kâmil insanlardaki bütün makbûl ibâdâtın ve o makbûl ibâdâtın neticesinden hâsıl olan füyûzât ve münâcât, müşâhedât ve keşfiyât, yine O Mevcûd‑u Lemyezel ve O Ma'bûd-u Lâyezâl’in vücûb-u vücûdunu ve vahdetini ve kemâl-i Rubûbiyet’ini gösterir.
İşte şu üç cihette ziyâdâr büyük bir pencere, Vahdâniyet’e açılır.