136
Onikinci Hakikat
Bâbü'r‑Risaleti ve't-Tenzîl’dir. “Bismillâhirrahmânirrahîm”in cilvesidir.
Hiç mümkün müdür ki; bütün Enbiyâ, mu'cizelerine istinâd ederek sözünü te'yid ettikleri ve bütün evliyâ, keşf ve kerâmetlerine istinâd edip da'vâsını tasdik ettikleri ve bütün asfiyâ, tahkîkatına istinâd ederek hakkâniyetine şehâdet ettikleri Resûl‑i Ekrem Sallallâhu Aleyhi Ve Sellem’in tahakkuk etmiş bin mu'cizâtının kuvvetine istinâd edip, bütün kuvvetiyle; hem kırk vecihle mu'cize olan Kur'ân-ı Hakîm binler âyât-ı kat'iyyesine istinâd ederek, bütün kat'iyyetle açtıkları Âhiret yolunu ve küşâd ettikleri Cennet kapısını, sinek kanadı kadar kuvveti bulunmayan vâhî vehimler, ne haddi var ki kapatabilsin!
Geçen Hakikatlerden anlaşıldı ki: Haşir mes'elesi öyle râsih bir hakikattir ki, küre‑i arzı yerinden kaldıracak, kırıp atacak bir kuvvet o hakikati sarsamaz. Zîra o hakikati, Cenâb-ı Hak bütün esmâ ve sıfâtının iktizası ile tesbit ediyor ve Resûl-i Ekrem’i bütün mu'cizât ve berâhiniyle tasdik ediyor ve Kur'ân-ı Hakîm bütün hakàik ve âyâtıyla onu isbât ediyor ve şu kâinât bütün âyât-ı tekvîniye ve şuûnât-ı hakîmânesi ile şehâdet ediyor.
Acaba hiç mümkün müdür ki; Haşir mes'elesinde Vâcibü'l‑Vücûd ile bütün mevcûdât – kâfirler müstesnâ olarak – ittifak etmiş olsun; kıl kadar kuvveti olmayan şübheler, şeytânî vesveseler, o dağ gibi hakikat-i râsiha-i àliyeyi sarssın, yerinden kaldırsın! Hâşâ ve kellâ!‥
137
Sakın zannetme, delâil‑i Haşriye, bahsettiğimiz Oniki Hakikat’e münhasırdır. Hayır, belki yalnız Kur'ân-ı Hakîm, geçen şu Oniki Hakikat’leri bize ders verdiği gibi, daha binler vücûha işâret edip, herbir vecih kavî bir emâredir ki; Hàlık’ımız bizi bu dâr-ı fânîden bir dâr-ı bâkîye nakledecektir.
Hem sakın zannetme ki; Haşr’i iktiza eden Esmâ‑i İlâhiye bahsettiğimiz gibi yalnız Hakîm, Kerîm, Rahîm, Âdil, Hafîz isimlerine münhasırdır. Hayır, belki kâinâtın tedbirinde tecellî eden bütün Esmâ-i İlâhiye, Âhiret’i iktiza eder, belki istilzam eder.
Hem zannetme ki; Haşr’e delâlet eden kâinâtın âyât‑ı tekvîniyesi, şu geçen bahsettiğimize münhasırdır. Hayır, belki ekser mevcûdâtta sağa-sola açılır perdeler gibi vecih ve keyfiyetleri vardır ki; bir vechi Sâni'a şehâdet ettiği gibi, diğer vechi de Haşr’e işâret eder. Meselâ: İnsanın ahsen-i takvîmdeki hüsn-ü masnûiyeti, Sâni'i gösterdiği gibi, o ahsen-i takvîmdeki kàbiliyet-i câmiasıyla kısa bir zamanda zevâl bulması Haşr’i gösterir.
Bazı kere bir vecihle iki nazarla bakılsa; hem Sâni'i, hem Haşr’i gösterir. Meselâ: Ekser eşyada görünen hikmetin tanzimi, inâyetin tezyîni, adâletin tevzîni ve rahmetin taltifi; nasıl ki mâhiyetlerine bakılsa bir Sâni'‑i Hakîm, Kerîm, Âdil, Rahîm’in dest-i kudretinden çıktığını gösterirler. Onun gibi, bunların kuvveti ve hadsizlikleriyle beraber, şunların mazharları olan şu fânî mevcûdâtın ehemmiyetsiz ve az yaşamasına bakılsa Âhiret görünür.
Demek ki; herşey lisân‑ı hâl ile اٰمَنْتُ بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ okuyor ve okutturuyor.