311
Bir vakit Barla’da, Çam Dağı’nda yüksek bir mevkide, gecede semânın yüzüne baktım. Gelecek fıkralar birden hutûr etti. Yıldızların lisân‑ı hâl ile konuşmalarını hayâlen işittim gibi bu yazıldı. Nazım ve şiir bilmediğim için şiir kaidesine girmedi. Tahattur olduğu gibi yazılmış. Dördüncü Mektûb ile Otuzikinci Söz’ün Birinci Mevkıfı’nın âhirinden alınmıştır.

Yıldızları Konuşturan Bir Yıldıznâme

Dinle de yıldızları şu hutbe‑i şîrînine,
Nâme‑i nûrîn-i hikmet, bak ne takrîr eylemiş.
Hep beraber nutka gelmiş, hak lisânıyla derler:
“Bir Kadîr‑i Zülcelâl’in haşmet-i Sultanına,
Biz birer bürhân‑ı nur-efşânız, vücûb-u Sâni'a,
Hem vahdete, hem kudrete şâhidleriz biz…
Şu zeminin yüzünü yaldızlayan
Nâzenîn mu'cizâtı çün melek seyranına,
Bu semânın Arz’a bakan, Cennet’e dikkat eden
Binler müdakkik gözleriz biz!
312
Tûbâ‑i hilkatten semâvât şıkkına,
Hep Kehkeşân ağsânına,
Bir Cemîl‑i Zülcelâl’in, dest-i hikmetle takılmış,
Pek güzel meyveleriyiz biz!
Şu semâvât ehline birer mescid‑i seyyâr,
Birer hâne‑i devvâr, birer ulvî âşiyâne
Birer misbâh‑ı nevvâr, birer gemi-i cebbâr,
Birer tayyareyiz biz…
Bir Kadîr‑i Zülkemâl’in, bir Hakîm-i Zülcelâl’in;
Birer mu'cize‑i kudret, birer hàrika-i san'at-ı hàlıkane,
Birer nâdire‑i hikmet, birer dâhiye-i hilkat,
Birer nur âlemiyiz biz…
Böyle yüzbin dil ile yüzbin bürhân gösteririz,
İşittiririz insan olan insana.
Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü,
Hem işitmez sözümüzü, hak söyleyen âyetleriz biz!
Sikkemiz bir, tuğrâmız bir, Rabbimize musahharız, müsebbihiz abîdâne
Zikrederiz, Kehkeşânın halka‑i ezkârına mensûb birer meczûblarız biz!‥”
dediklerini hayâlen dinledim.