287
Onyedinci Söz’ün İkinci Makamı
Bırak bîçâre feryâdı, belâdan gel tevekkül kıl.
Zîra feryâd; belâ‑ender, hatâ-ender belâdır bil.
Belâ vereni buldunsa, atâ‑ender, safâ-ender belâdır bil.
Bırak feryâdı, şükür kıl, mânend‑i belâbil, demâ keyfinden güler hep gül-mül.
Ger bulmazsan; bütün dünya cefâ‑ender, fenâ-ender hebâdır bil.
Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan, gel tevekkül kıl.
Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün.
O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
Bil ey hodgâm, bu dünyada saâdet, terk‑i dünyada‥
Hudâbîn isen, o kâfîdir, bıraksan da bütün eşya lehinde.
Ger hodbîn isen, helâkettir, ne yaparsan bütün eşya aleyhinde.
Demek terki gerektir, her iki hâlde bu dünyada.
Terki demek; Hudâ mülkü, O’nun izni, O’nun nâmıyla bakmakta…
Ticâret istiyorsan ger, şu fânî ömrünü bâkîye tebdilde.
Eğer nefsine tâlib isen, çürüktür, hem temelsiz de‥
Eğer âfâkı ister isen, fenâ damgası üstünde.
Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda.
Öyle ise, geç… İyi mallar dizilmiş arkasında…
288
Siyah Dutun Bir Meyvesi
O mübârek dut başında Eski Said, Yeni Said lisânıyla söylemiştir.
Muhâtabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftûnlarıdır.
Mütekellim nefsim değil, tilmiz‑i Kur'ân nâmına kalbimdir.
Geçen sözler hakikattir, sakın şaşma, hududundan hazer aşma.
Ecânib fikrine sapma, dalâlettir kulak asma, eder elbet seni nâdim.
Görürsün en ziyâdârın, zekâvette alemdârın
O hayretten der dâim: “Eyvâh! Kimden kime şekvâ edeyim, ben dahi şaştım.”
Kur'ân dedirtir; ben de derim, hiç de çekinmem.
O’ndan O’na şekvâ ederim, sen gibi şaşmam.
Hak’tan Hakk’a feryâd ederim, sen gibi aşmam.
Yerden göğe da'vâ ederim, sen gibi kaçmam.
Ki Kur'ân’da hep da'vâ nurdan nuradır, sen gibi caymam.
Kur'ân’dadır hak hikmet, isbât ederim, muhâlif felsefeyi beş para saymam.
Furkàn’dadır elmas hakikat, dercân ederim, sen gibi satmam.
Halktan Hakk’a seyran ederim, sen gibi sapmam.
Dikenli yolda tayrân ederim, sen gibi basmam.
Ferşten arşa şükrân ederim, sen gibi asmam.
Mevte, ecele dost bakarım, sen gibi korkmam.
Kabre gülerekten girerim, sen gibi ürkmem.
Ejder ağzı, vahşet yatağı, hiçlik boğazı sen gibi görmem.
Ahbaba kavuşturur beni, kabirden darılmam, sen gibi kızmam.
289
Rahmet kapısı, nur kapısı, hak kapısı; ondan sıkılmam, geri çekilmem.
“Bismillâh” diyerek çalıyorum arkama bakmam, dehşet de almam.
“Elhamdülillâh” diyerek rahat bulup yatacağım, zahmeti çekmem, vahşette kalmam.
“Allâhu Ekber” diyerek Ezân‑ı Haşr’i işitip kalkacağım Mahşer‑i Ekber’den çekinmem, Mescid-i A'zam’dan çekilmem.
Lütf‑u Yezdân, Nur-u Kur'ân, Feyz-i Îmân sâyesinde hiç üzülmem.
Durmayıp koşacağım, Arş‑ı Rahmân zılline uçacağım, sen gibi şaşmam! İnşâallâh.