342
Yirminci Söz’ün İkinci Makamı
Mu'cizât‑ı Enbiyâ yüzünde parlayan bir lem'a-i i'câz-ı Kur'ân
Âhirdeki iki suâl ve iki cevaba dikkat et.
﷽
وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ
Ondört sene evvel, (şimdi otuz seneden geçti) şu âyetin bir sırrına dair İşârâtü'l‑İ'câz nâmındaki tefsirimde Arabiyyü'l-ibare bir bahis yazmıştım. Şimdi arzuları bence ehemmiyetli olan iki kardaşım, o bahse dair Türkçe olarak bir parça izâh istediler. Ben de Cenâb-ı Hakk’ın tevfikine i'timâden ve Kur'ân’ın feyzine istinâden diyorum ki:
Bir kavle göre Kitab‑ı Mübîn, Kur'ân’dan ibarettir. Yaş ve kuru, herşey içinde bulunduğunu, şu âyet-i kerîme beyân ediyor. Öyle mi? Evet, herşey içinde bulunur. Fakat herkes, herşeyi içinde göremez. Zîra, muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmâlleri, bazen düsturları, bazen alâmetleri; ya sarâhaten, ya işâreten, ya remzen, ya ibhamen, ya ihtar tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur'ân’a münâsib bir tarzda ve iktiza-yı makam münâsebetinde şu tarzların birisiyle ifâde ediliyor. Ezcümle:
Beşerin san'at ve fen cihetindeki terakkiyâtlarının neticesi olan havârık‑ı san'at ve garâib-i fen olarak tayyare, elektrik, şimendifer, telgraf gibi şeyler vücûda gelmiş ve beşerin hayat-ı maddiyesinde en büyük mevki almışlar. Elbette umum nev'-i beşere hitâb eden Kur'ân-ı Hakîm, şunları mühmel bırakmaz. Evet bırakmamış. “İki Cihet” ile onlara da işâret etmiştir.
Birinci cihet: Mu'cizât‑ı Enbiyâ sûretiyle…
İkinci kısım şudur ki: Bazı hâdisât‑ı tarihiye sûretinde işâret eder.
343
Ezcümle: قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِ ❋ اَلنَّارِذَاتِ الْوَقُودِ ❋ اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ ❋ وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌ ❋ وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ
Kezâ: فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ ❋ وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ gibi âyetlerle şimendifere işâret ettiği gibi, اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓئُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلٰى نُورٍ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ âyeti, pek çok envâra, esrâra işâretle beraber elektriğe dahi remz ediyor. Şu ikinci kısım, hem çok zâtlar onlarla uğraştığından hem çok dikkat ve izâha muhtaç olduğundan ve hem çok olduğundan; şimdilik şimendifer ve elektriğe işâret eden şu âyetlerle iktifâ edip o kapıyı açmayacağım.
Birinci kısım ise, mu'cizât‑ı enbiyâ sûretinde işâret ediyor. Biz dahi o kısımdan bazı nümûneleri misâl olarak zikredeceğiz.