Küçük Bir Zeyl
Kadîr‑i Alîm ve Sâni'-i Hakîm, kanuniyet şeklindeki âdâtının gösterdiği nizâm ve intizamla, kudretini ve hikmetini ve hiçbir tesâdüf işine karışmadığını izhâr ettiği gibi; şüzûzât-ı kanuniye ile, âdetinin hàrikalarıyla, tağayyürât-ı sûriye ile, teşahhusâtın ihtilâfâtıyla, zuhûr ve nüzûl zamanının tebeddülüyle meşîetini, irâdetini, fâil-i muhtar olduğunu ve ihtiyarını ve hiçbir kayd altında olmadığını izhâr edip yeknesak perdesini yırtarak ve herşey, her ânda, her şe'nde, herşeyinde O’na muhtaç ve Rubûbiyet’ine münkàd olduğunu i'lâm etmekle gafleti dağıtıp, ins ve cinnin nazarlarını esbâbdan Müsebbibü'l-Esbâb’a çevirir. Kur'ân’ın beyânâtı şu esâsa bakıyor:
282
Meselâ: Ekser yerlerde bir kısım meyvedâr ağaçlar bir sene meyve verir, yani rahmet hazinesinden ellerine verilir, o da verir. Öbür sene bütün esbâb‑ı zâhiriye hazırken meyveyi alıp vermiyor.
Hem meselâ: Sâir umûr‑u lâzimeye muhâlif olarak yağmurun evkàt-ı nüzûlü o kadar mütehavvildir ki, muğayyebât-ı hamsede dâhil olmuştur. Çünkü: Vücûdda en mühim mevki, hayat ve rahmetindir. Yağmur ise, menşe'-i hayat ve mahz-ı rahmet olduğu için elbette o âb-ı hayat, o mâ-i rahmet, gaflet veren ve hicâb olan yeknesak kaidesine girmeyecek; belki, doğrudan doğruya Cenâb-ı Mün'im, Muhyî ve Rahmân ve Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, perdesiz, elinde tutacak; tâ, her vakit duâ ve şükür kapılarını açık bırakacak.
Hem meselâ: Rızık vermek ve muayyen bir sîmâ vermek, birer ihsân‑ı mahsûs eseri gibi ummadığı tarzda olması; ne kadar güzel bir sûrette meşîet ve ihtiyar-ı Rabbâniye’yi gösteriyor.
Daha tasrif‑i hava ve teshìr-i sehâb gibi Şuûnât-ı İlâhiye’yi bunlara kıyâs et…