675
Suâl: Ehâdîs‑i şerîfede denilmiştir ki: “Bazı ehl‑i Cennet’e, dünya kadar bir yer veriliyor, yüzbinler kasır, yüzbinler hûri ihsân ediliyor.” Bir tek adama bu kadar şeylerin ne lüzumu var, ne ihtiyacı var, nasıl olabilir ve ne demektir?
Elcevab: Eğer insan, yalnız câmid bir vücûd olsaydı veyâhut yalnız mideden ibaret nebâtî bir mahlûk olsaydı veyâhut yalnız mukayyed, ağır ve muvakkat ve basit bir zât‑ı cismâniye ve bir cism-i hayvanîden ibaret olsaydı; öyle çok kasırlara, çok hûrilere lâyık ve mâlik olmazdı.
Fakat insan öyle câmi' bir mu'cize‑i kudrettir ki; hattâ şu dünya-yı fânîde, şu kısa bir ömürde, şu inkişaf etmemiş bazı letâifinin ihtiyacı cihetiyle bütün dünyanın saltanatı, serveti ve lezâizi verilse belki hırsı tok olmayacaktır.
Hâlbuki ebedî bir dâr‑ı saâdette, nihâyetsiz isti'dâda mâlik, nihâyetsiz ihtiyaçlar lisânıyla nihâyetsiz arzular eliyle, nihâyetsiz bir rahmetin kapısını çalan bir insan, elbette ehâdîste beyân olunan ihsânat-ı İlâhiye’ye mazhariyeti ma'kuldür ve haktır ve hakikattir. Ve şu hakikat-i ulviyeye bir temsîl dûrbîniyle rasad edeceğiz. Şöyle ki:
Bu dere bahçesi gibi, şu Barla bağ ve bahçelerinin herbirinin ayrı ayrı mâliki bulunduğu hâlde, Barla’da gıdâsı itibariyle ancak bir avuç yeme mâlik olan herbir kuş, herbir serçe, herbir arı; “Bütün Barla’nın bağ ve bostanları, benim nüzhetgâhım ve seyrangâhımdır.” diyebilir. Barla’yı zaptedip dâire‑i mülküne dâhil eder. Başkalarının iştirâki onun bu hükmünü bozmaz.
Hem, insan olan bir insan diyebilir ki: “Benim Hàlık’ım, bu dünyayı bana hâne yapmış; güneş benim bir lambamdır; yıldızlar benim elektriklerimdir; yeryüzü çiçekli‑miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir.” der, Allah’a şükreder. Sâir mahlûkatın iştirâki, onun bu hükmünü nakzetmez. Bil'akis, mahlûkat onun hânesini tezyîn eder, hânenin müzeyyenâtı hükmünde kalırlar.
Acaba bu daracık dünyada insan, insaniyet itibariyle, hattâ bir kuş dahi, böyle bir dâire‑i azîmede, bir nev'i tasarruf da'vâ etse, cesîm bir ni'mete mazhar olsa; geniş ve ebedî bir dâr-ı saâdette, ona beşyüz senelik bir mesâfede bir mülk ihsân etmek, nasıl istib'âd edilebilir?
676
Hem nasıl ki şu kesâfetli, karanlıklı dar dünyada, güneşin pek çok âyinelerde bir ânda aynen bulunması gibi; öyle de, nurânî bir zât, bir ânda çok yerlerde aynen bulunması – Onaltıncı Söz’de isbât edildiği gibi – meselâ: Hazret‑i Cebrâil Aleyhisselâm, bin yıldızda bir ânda, hem Arş’da, hem huzur-u Nebevî’de, hem huzur-u İlâhî’de bir vakitte bulunması; hem Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, haşirde bir ânda ekser etkıyâ-ı ümmetiyle görüşmesi ve dünyada hadsiz makamlarda bir ânda tezâhür etmesi ve evliyânın bir nev'i garîbi olan ebdâllerin, bir vakitte çok yerlerde görünmesi ve avâmın, rüyada, bazen bir dakikada bir sene kadar işler görmesi ve müşâhede etmesi ve herkesin kalb, rûh, hayâl cihetiyle bir ânda pek çok yerlerle temâs edip alâkadarâne bulunması, ma'lûm ve meşhûd olduğundan:
Elbette nurânî, kayıtsız, geniş ve ebedî olan Cennet’te, cisimleri rûh kuvvetinde ve hìffetinde ve hayâl sür'atinde olan ehl‑i Cennet, bir vakitte yüzbin yerlerde bulunup yüzbin hûrilerle sohbet ederek yüzbin tarzda zevk almak, o ebedî Cennet’e, o nihâyetsiz rahmete lâyıktır ve Muhbir-i Sâdıkın (A.S.M.) haber verdiği gibi hak ve hakikattir. Bununla beraber bu küçücük aklımızın terâzisiyle o muazzam hakikatler tartılmaz.İdrak‑i maâlî bu küçük akla gerekmez.Zîra bu terâzi o kadar sıkleti çekmez.
سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَٓا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
رَبَّنَا لَا تُؤٰاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَا
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى حَب۪يبِكَ الَّذ۪ي فَتَحَ اَبْوَابَ الْجَنَّةِ بِحَب۪يبِيَّتِهِ وَبِصَلَاتِهِ وَاَيَّدَتْهُ اُمَّتُهُ عَلٰى فَتْحِهَا بِصَلَوَاتِهِمْ عَلَيْهِ، عَلَيْهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ ❋ اَللّٰهُمَّ ادْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ الْاَبْرَارِ بِشَفَاعَةِ حَب۪يبِكَ الْمُخْتَارِ اٰم۪ينَ