Sonra, kemâlât‑ı insaniyenin en mühimmi ve en büyüğü, belki, bilcümle kemâlât-ı insaniyenin menba'ı ve esâsı, îmân-ı Billâh’tan ve mârifetullâhtan neş'et eden muhabbetullâh olduğunu bilen o dünya seyyahı, bütün kuvvetiyle ve letâifiyle, îmânın kuvvetinde ve mârifetin inkişafında daha ziyâde terakkî etmesini istemek fikriyle başını kaldırdı ve semâvâta baktı. Kendi aklına dedi ki:
144
“Mâdem kâinâtta en kıymetdâr şey hayattır ve kâinâtın mevcûdâtı hayata musahhardır ve mâdem zîhayatın en kıymetdârı zîrûhtur ve zîrûhun en kıymetdârı zîşuûrdur ve mâdem bu kıymetdârlık için küre‑i zemin, zîhayatı mütemâdiyen çoğaltmak için her asır, her sene dolar boşalır. Elbette ve her hâlde, bu muhteşem ve müzeyyen olan semâvâtın dahi kendisine münâsib ahâlisi ve sekenesi, zîhayat ve zîrûh ve zîşuûrlardan vardır ki; huzur-u Muhammedî’de (A.S.M.) sahâbelere görünen Hazret-i Cebrâil’in (A.S.) temessülü gibi melâikeleri görmek ve onlarla konuşmak hâdiseleri, tevâtür sûretinde eskiden beri nakl ve rivâyet ediliyor. Öyle ise, keşke ben semâvât ehli ile dahi görüşseydim; onlar ne fikirde olduklarını bilseydim. Çünkü: Hàlık‑ı Kâinât hakkında en mühim söz onlarındır.” diye düşünürken, birden semâvî şöyle bir sesi işitti:
“Mâdem bizim ile görüşmek ve dersimizi dinlemek istersin‥ bil ki: Başta Hazret‑i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân olarak bütün Peygamberlere vâsıtamızla gelen mesâil-i îmâniyeye en evvel biz îmân etmişiz. Hem, insanlara temessül edip görünen ve bizlerden olan bütün ervâh-ı tayyibe, bilâ-istisna ve bil'ittifak, bu kâinât Hàlık’ının vücûb-u vücûduna ve vahdetine ve sıfât-ı kudsiyesine şehâdet edip birbirine muvâfık ve mutâbık olarak ihbar etmişler. Bu hadsiz ihbarâtın tevâfuku ve tetâbuku, güneş gibi sana bir rehberdir.” dediklerini bildi ve onun nur-u îmânı parladı‥ zeminden göklere çıktı.
İşte bu yolcunun melâikeden aldığı derse kısa bir işâret olarak Birinci Makamın onbirinci mertebesinde: لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذ۪ي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ ف۪ي وَحْدَتِهِ: اِتِّفَاقُ الْمَلٰئِكَةِ الْمُتَمَثِّل۪ينَ لِاَنْظَارِ النَّاسِ، وَالْمُتَكَلِّم۪ينَ مَعَ خَوَاصِّ الْبَشَرِ، بِاِخْبَارَاتِهِمُ الْمُتَطَابِقَةِ الْمُتَوَافِقَةِ denilmiştir.