Sonra dağlar ve sahrâlar, seyahat‑ı fikriyede bulunan o yolcuyu çağırıyorlar: “Sahifelerimizi de oku!” diyorlar. O da bakar, görür ki:
Dağların küllî vazifeleri ve umumî hizmetleri o kadar azametli ve hikmetlidirler; akılları hayret içinde bırakır. Meselâ: Dağların zeminden emr‑i Rabbânî ile çıkmaları ve zeminin içinde, inkılâbât-ı dâhiliyeden neş'et eden heyecanını ve gadabını ve hiddetini, çıkmalarıyla teskin ederek; zemin o dağların fışkırmasıyla ve menfeziyle teneffüs edip, zararlı olan sarsıntılardan ve zelzele-i muzırradan kurtulup, vazife-i devriyesinde sekenesinin istirahatlerini bozmuyor.
135
Demek, nasıl ki, sefîneleri sarsıntıdan vikàye ve muvâzenelerini muhâfaza için, onların direkleri üstünde kurulmuş; öyle de, dağlar, zemin sefînesine bu mânâda hazineli direkler olduklarını, Kur'ân‑ı Mu'cizü'l-Beyân: وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَوَالْجِبَالَ اَرْسٰيهَاوَالْجِبَالَ اَوْتَادًا gibi çok âyetlerle fermân ediyor.
Hem meselâ, dağların içinde zîhayata lâzım olan her nev'i menba'lar, sular, mâdenler, maddeler, ilâçlar o kadar hakîmâne ve müdebbirâne ve kerîmâne ve ihtiyatkârâne iddihar ve ihzar ve istif edilmiş ki; bilbedâhe, kudreti nihâyetsiz bir Kadîr’in ve hikmeti nihâyetsiz bir Hakîm’in hazineleri ve anbarları ve hizmetkârları olduklarını isbât ederler, diye anlar.
Ve sahrâ ve dağların dağ kadar vazife ve hikmetlerinden bu iki cevhere sâirlerini kıyâs edip, dağların ve sahrâların umum hikmetleriyle, hususan ihtiyatî iddiharlar cihetiyle getirdikleri şehâdeti ve söyledikleri لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ tevhidini, dağlar kuvvetinde ve sebatında ve sahrâlar genişliğinde ve büyüklüğünde görür, “Âmentü Billâh” der.
İşte bu mânâyı ifâde için, Birinci Makamın beşinci mertebesinde: لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذ۪ي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ : جَم۪يعُ الْجِبَالِ وَالصَّحَارٰي، بِجَم۪يعِ مَا ف۪يهَا، وَمَا عَلَيْهَا، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَق۪يقَةِ: الْاِدِّخَارِ وَالْاِدَارَةِ وَنَشْرِ الْبُذُورِ وَالْمُحَافَظَةِ وَالتَّدْب۪يرِ وَالْاِحْتِيَاطِيَّةِ الرَّبَّانِيَّةِ الْوَاسِعَةِ الْعَامَّةِ الْمُنْتَظَمَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ denilmiş.