204
Gençlik Rehberi’nden

Bir Zaman Eskişehir Hapishânesi’nin Penceresinde Oturmuştum

Karşısında bulunan Lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ederken, onları, o dünya cennetinde Cehennem hûrileri hükmünde gördüm. Fakat, birden elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Onların gülmeleri elîm ağlamaları sûretini aldı. Ondan bu gelen hakikat inkişaf etti. Yani, elli sene sonraki hâllerini manevî ve hayâlî bir sinema ile gördüm ki: O gülen altmış kızdan ellisi; kabirde azâb çekiyorlar, toprak olmuşlar. Ve on tanesi; yetmiş yaşında çirkinleşmiş, herkesin nazar‑ı nefretini celbediyorlar. Ben de onlara ağladım.
Fitne‑i âhirzamanın mâhiyeti bana göründü ki, o fitnenin en dehşetlisi ve câzibedârı, kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor. İhtiyarı selbedip, pervâne gibi sefâhet ateşine atıyor. Ve bir dakika hayat-ı dünyeviyeyi, senelerle hayat-ı bâkiyeye tercih ettiriyor…
Ben bir gün sokağa bakarken, o fitnenin te'sirli bir nümûnesini hissettim. Gençlere çok acıdım. Dedim: “Bu bîçâreler kendilerini, bu mıknatıs gibi cezbedici fitnenin ateşinden kurtaramazlar.” diye düşünürken; birden, o fitneyi ateşlendiren ve ta'lim eden irtidadkâr bir şahs‑ı manevî önümde tecessüm etti. Ben de ona ve ondan ders alan mülhidlere dedim:
205
Ey Cehennem hûrileri ile zevklenmek yolunda, dinini fedâ eden ve sefîhâne dalâleti severek irtikâb eden ve hevesât‑ı nefsiye lezzeti yolunda dinsizliği ve ilhâdı kabûl eden ve hayatı perestiş edip, ölümden şiddetli korkan ve kabri hâtırına getirmek istemeyen ve irtidada yüz tutan bedbaht!‥ Kat'iyyen bil ki: Dinsizlik cihetiyle senin bu koca dünyan; bu saatten evvel ve bu dakikadan sonra, bil'umum senin bu kâinâtın ve mâzi ve müstakbelin ve geçmiş nev'in ve cinsin ve gelecek mahlûklar ve nesiller ve gitmiş dünyalar ve milletler ve gelen insanlar ve tâifeler tamamen ma'dûm ve ölüdürler. İşte, insaniyet ve akıl cihetiyle alâkadar olduğun bütün o seyyâr dünyalar ve seyyâl kâinâtlar, mütemâdiyen senin dalâletin sûretiyle, senin başına dünya dolusu dehşetli ve hadsiz ölümlerin şiddetli elemlerini yağdırıyor. Senin şuûrun varsa, kalbini yakıyor… Rûhun varsa, yandırıyor… Aklın sönmemiş ise, gamlar içinde boğuyor. Eğer bir saatçik sarhoşça sefâhetin ve pis lezzetin bu nihâyetsiz gamlara, hüzünlere, elemlere mukâbil gelebilirse, o sefâhette kal… Yoksa aklını başına al!‥ O manevî Cehennem’den kurtulmak ve îmânın bu dünyada dahi te'min ettiği bir manevî Cennet’e girmek ve saâdet-i hayatiyeyi tatmak için Kur'ân’ın dersini dinle… Cüz'î, fânî bir dakika lezzeti; küllî, bâkî, dâimî, îmânî lezzetler ile mübâdele et…
Hem deme ki: “Ben hayvan gibi hayatımı geçireceğim.” Çünkü; hayvana nisbeten mâzi, müstakbel gayb hükmündedir. Cenâb‑ı Hakîm-i Rahîm; o gaybı onlara bildirmemekle, onları hadsiz elemlerden kurtarmış. Hattâ kesilmek için yatırılan bir tavuk, hiçbir elem ve hüzün hissetmez. Bıçak kestiği vakit hissetmek ister. Fakat his gider; o elemden de kurtulur. Demek Cenâb-ı Hakk’ın gayet büyük ve mükemmel bir rahmeti, re'feti ve şefkati gaybı bildirmemektedir. Bilhassa masûm hayvanlar hakkında daha tamdır. Demek sefîhâne lezzette, sen hayvanlara yetişemezsin. Binler derece aşağı düşersin. Çünkü, hayvana nisbeten gaybî olan şeyleri senin aklın görüyor, elemini alıyor. Setr-i gaybda bulunan istirahat-i tâmmeden bilkülliye mahrumsun…
206
Hem senin medâr‑ı fahrin olan uhuvvet ve hürmet ve hamiyet gibi güzel hasletlerin; incecik bir zamana, büyük bir sahrâdan bir parmak kadar yere inhisar ve hadsiz zamanda yalnız hazır saate mahsûs olduğundan, sun'î ve muvakkat ve sahtekâr ve asılsız ve gayet cüz'î olup, senin insaniyetin ve kemâlâtın o nisbette küçülür, hiçe iner. Fakat îmân ehlinin uhuvveti ve hürmeti ve muhabbeti ve hamiyeti, îmân cihetiyle mevcûd bulunan mâzi ve müstakbeli ihâta ettiğinden, insaniyeti ve kemâlâtı o nisbette teâlî eder. Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve dîvâne olmuş bir Yahudî’nin cam parçalarını elmas fiatıyla aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata; uzun ve dâimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için, elbette o had dâiresinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyânete muvakkaten tefevvuk edersin.
Hem senin aklın, rûhun, kalbin, duyguların; ulvî vazifelerini bırakıp, süflî nefsin ve pis hevesin rezîl işlerine iştirâk ve yardım ettiklerinden, ehl‑i îmâna dünyada galebe edersin. Ve zâhirde daha sevimli görünürsün. Çünkü, senin akıl ve kalb ve rûhun gayet derecede tedennî ve tereddî ve sukùt edip, pis heves ve rezîl nefse inkılâb etmişler, mesholmuşlar. Elbette bu cihette, sana Cehennem’i ve mazlum ehl-i îmâna Cennet’i kazandıran bir muvakkat galeben olacak…